IMG_2883

Güven insanın asil bir vasfıdır. Güveni seçebilmek, ayırt edebilmek için insanı seçmek gerekiyor. Eğer diyologlarımız insan olmayı anlamamış, basit ,fasit bir dairede hareket eden kişiliksiz bir çerçevede oluşuyorsa bu güven kavramına dair yanlış bakış açısı oluşturmamızı sağlıyacaktır. Ve bu da bizi ‘kimseye güvenim kalmadı’,’ artık güvenmiyorum’ naralarını söylettirecektir. Eğer her gelen duyarlılığı/etkiyi kendi bünyemize alırsak içimizi bir çöplüğe çevirmiş oluruz. Bu çöpler birike birike bir gün basınç yapar ve bünyemize zarar verir. 


 

Çağımızın Sosyo-Kültürel-Ahlaki yapısından kaynaklanan bazı olumsuz iş ve işlemler neticesinde uğranılan maddi ve manevi zararlardan dolayı insanlar kendi hatalarını sorgulamak yerine kimsenin aşamadığı “güvenlik duvarı” oluşturarak problemleri hallettiğini düşünmektedir. Bu durum, yanlış neticeleri olabilecek, hayatı ıskalamaktan başka bir şeye yaramayacak bir savunma mekanizmasıdır. En iyi çözüm tüm tedbirleri alıp buna göre yola koyulmaktır. 


 

Özellikle Avukatlık Mesleğinde Avukat-Müvekkil ilişkisi Güven Duygusu üzerine inşa edilir. Güven, Avukat ile Müvekkili arasındaki en önemli ve olmazsa olmaz unsurdur. Kaldı ki, “sır saklama yükümlülüğünün” 1136 Sayılı Avukatlık Yasası ve kanunların üstünde saydığımız Avukatlık Meslek Kuralları ile düzenlediğini ve yasal bir zorunluluk olduğunu ifade edebiliriz. 


İşveren, işçisine, işçi işverene, üretici müşterisine, müşterisi aldığı mala güvenecektir. Yöneten yönetilene, yönetilen yönetene, bir arada yaşayan insanlar birbirine güvenecektir. Bunları bir yana bırakalım müvekkil avukatına, avukat ta müvekkiline kesinlikle güvenecektir. Güvenmeyi öğrenmek, yaşamayı başarabilmek için güvenin zorunlu olduğu şüphesizdir.