Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

İnşaat sektörünce ve bu sektör ile doğrudan bağlantılı Kentsel Dönüşüm sürecince temel değişiklikleri içeren Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik 30 Eylül 2017 tarihinde yayımlanan Resmi Gazete resmen yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

 Daha evvel Çevre Ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanıp 1 Temmuz 2017 de yürürlüğe girmesi gündemde olan yönetmelik değişikliği bilindiği üzere hak kayıplarının ve mağduriyetlerin yaşanmaması için 01 Ekim 2017 tarihine ertelenmişti.

 Takvimler 1 Ekim 2017 Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin yayımlanacağı tarihe yaklaştıkça sektörde yer alanlarca tıpkı 1 Temmuz 2017 de olduğu gibi yönetmeliğin yayımlanmasına dair herhangi bir erteleme olacak mı diye merakla beklenmekteydi.

 Ancak 30 Eylül 2017 tarihinde yayımlanan resmi gazete ile söz konusu değişiklikler yapılarak yürürlükte bulunan ilgili mevzuatta ciddi değişiklikler olmuştur.

Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik bir çok hususta ciddi değişiklikler içerse de biz bu yazımızda; Kentsel Dönüşüm Hukukunu düzenleyen 6306 SAYILI Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun VE UYGULAMA Yönetmeliğinde meydana gelen önemli değişiklikleri kaleme alacağız.  

 Öncelikle 30 eylül 2017 tarihinde yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’in 14. Ve 15. Maddeleri 6306 Sayılı Yasa ve Uygulama Yönetmeliği kapsamında yapılacak olan uygulama projelerine dair şu değişiklikleri içermektedir.

 

MADDE 14

Aynı Yönetmeliğin geçici 3 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

“(3) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce riskli yapı tespiti yapılmış ya da riskli alan kapsamına alınmış olup, maliklerin en az üçte ikisi ile noter onaylı kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlenmiş olup yapı ruhsatı düzenlenmemiş yapıların ruhsat işlemleri, talep edilmesi halinde 1/10/2017 tarihinden önce yürürlükte olan Yönetmeliğe göre sonuçlandırılır.”

“(4) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce ruhsat alınmış olup, inşaatı devam eden yapılara ilişkin ruhsat süresi içerisinde yapılan tadilat ruhsatı başvuruları; talep edilmesi halinde ruhsatın düzenlendiği Yönetmeliğe göre sonuçlandırılır.”

 

MADDE 15

Bu Yönetmeliğin;

a) 14 üncü maddesi 3/7/2017 tarihinden geçerli olmak üzere,

b) Diğer maddeleri 1/10/2017 tarihinde,

yürürlüğe girer.

 

 

Böylece 6306 Sayılı Yasa ve Uygulama Yönetmeliği gereğince bir yapıya ilişkin ilk önce Yönetmeliğin 6.Maddesi gereğince Riskli yapıların tespitinde görev alacak kurum ve kuruluşlara tespit ettirilen riskli yapılar, yine Yönetmeliğin 15. Maddesince Riskli yapıların bulunduğu parseller, riskli alanlar ve rezerv yapı alanları öncelikle maliklerce kararlaştırılacak uygulamalar doğrultusunda değerlendirilecek olup, artık bu uygulamalar 30 Ekim 2017 de Resmi Gazetede yayımlanan ve 1 Ekim 2017 değişikliklerine tabi olacaktır.

 

Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 15. Maddesinde 14 üncü maddesi 3/7/2017 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe girer denilerek Kentsel dönüşüm projesi yapan müteahhitlerin ve hak sahiplerinin bu tarihten önce riskli yapı tespiti yapılmış ya da riskli alan kapsamına alınmış olup, maliklerin en az üçte ikisi ile noter onaylı kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlenmiş olup yapı ruhsatı düzenlenmemiş yapıların ruhsat işlemleri artık yeni yapılan değişikliklere tabi olmayıp TALEP EDİLMESİ HALİNDE 1/10/2017 tarihinden önce yürürlükte olan Yönetmeliğe göre sonuçlandırılacaktır.

 

Aslında bu haliyle Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmeliğin 15. Maddesi Yönetmeliğin ertelenmesini bekleyen kişilere bir imkan daha sağlamış olup 3.7.2017 tarihinden evvel yukarıda ( Madde 14 te ) sayılan işlemleri yapanlara açıkça bir önceki Yönetmeliğe tabi olmayı sağlayıp bu tarihten sonra geçerli olacak olan Yönetmeliğe göre bariz kazançlar sağlamaktadır.

 

Yine 1 Ekim 2017 tarihli Yönetmelikte, söz konusu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce ruhsat alınmış olup, inşaatı devam eden yapılara ilişkin ruhsat süresi içerisinde yapılan tadilat ruhsatı başvuruları; TALEP EDİLMESİ halinde ruhsatın düzenlendiği Yönetmeliğe göre sonuçlandırılacağı anlatılmış olup bu haliyle de tıpkı yukarıdaki gibi Müteahhitlere ve hak sahiplerine son bir imkan sağlanmaktadır.

 

Tüm bu değişikliklerin uygulamada nelere sebep olacağı, hak kayıpları yaşanıp yaşanmayacağı gibi hususlar ileri ki günlerde ortaya çıkacaktır. Fakat şu bir gerçektir ki sürekli ertelenen, ileri tarihe atılan ve yayımlanan kadar da yine ertelenip ertelenmeyeceği net olmayan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik 30 Eylül 2017 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak resmen yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

 

 

Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesine ilişkin Önsözleşme Yapılabilir mi ? 

6098 sayılı Borçlar Kanunu madde 29, “Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir. Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şeklinde bağlıdır.” düzenlemesine göre, arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin önsözleşme olarak yapılması mümkündür. Bu durumda ön sözleşmeyi yapan tarafların asıl sözleşme yapılana kadar inşaatı yapma ve bedelini ödeme gibi herhangi bir yükümlülüğü yoktur. Önsözleşmenin şekli asıl sözleşmenin şekline tabi olduğu için Noterde düzenlenmesi gerekmektedir.
 

Önsözleşmeye rağmen asıl sözleşme yapılmasına yanaşılmıyorsa, TBK m. 123 hükmüne göre hareket edilmelidir. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde süre verilmesi başlıklı maddede “… taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde diğeri borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hakimden isteyebilir” şeklindeki düzenleme ile asıl sözleşmesinin mahkeme kararıyla kurulmuş olacaktır.

Sözleşme, iki tarafın hukuksal sonuca yönelik karşılıklı ve birbirine uygun iradelerini açıklamalarıyla meydana gelen bir hukuksal işlemdir. Sözleşme hukukunda ana kural bir sözleşmenin kurulmasından sonra yanların yükümlülüklerini aynen yerine getirmek zorunda olmalıdır. Bu konuda geçerli olan kural ahde vefa (söze bağlılık) ilkesidir. Bu ilkeye göre bir sözleşme geçerli bir şekilde kurulduktan sonra koşullar ne kadar değişirse değişsin taraflar sözleşmenin gereğini yerine getirmek zorundadır… Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık ilkesi yanında sözleşme serbestisi ilkesi kabul edilmiştir. Bu kurala göre sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalı ve hükümlerine rivayet edilmelidir. Sözleşmeye bağlılık ilkesi hukuki güvenlik doğruluk ve dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkeleriden biridir. Karşılıklı edimleri içeren sözleşmelerde edimler arasında mevcut olan denge şartlarının sözleşmenin tümü birlikte yorumlanarak değerlendirilmelidir. Borçlar Kanunundaki genel kuralın tarafların bu sözleşme ile gerçek ve ortak amacının varlığını orataya koyabilecek şekilde bir düzenleme ve yorum tüm sözleşmede belirlenen amaç da göz önüne alınarak yapılmalıdır.

Emeklilere Ek İkramiye Düzenleyen Yasa Tasarısı TBMM de kabul edildi.

Tasarıda, Emekli Sandığı Kanunu’nda yapılan düzenleme ile Anayasa Mahkemesi’nin ilgili kararı öncesinde emekli olanlara 30 yıl üstündeki hizmet sürelerinin her tam yılına karşılık ödenecek ikramiyenin bütçe imkanları çerçevesinde ödenmesine yönelik usul ve esaslar düzenleniyor.
Buna göre, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 30 yıldan fazla emekli ikramiyesine müstahak hizmet süreleri bulunmasına rağmen, 30 tam hizmet yılı üzerinden emekli ikramiyesi ödenenlere, 30 yılı aşan her tam hizmet yılı için bir yıl içerisinde başvuruda bulunmaları şartıyla, 7 bin 500 TL’ye kadar olan kısmı başvuru tarihinden itibaren 3 ay içerisinde ödenecek. Varsa kalan kısmının ödemesi ise ilk ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak kanuni faiziyle birlikte takip eden yılın aynı ayı içerisinde gerçekleştirilecek.
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce başvuru yapıp dava açmamış olanların başvuruları, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte yapılmış sayılacak. Görülmekte olan davalarda ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutarın ödemesi de birinci fıkra hükümlerine göre yapılacak.
Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmayacak. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılacak ve vekalet ücretinin dörtte birine hükmedilecek. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumunca kanun yollarına başvurulmayacak ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan itiraz veya temyiz başvurularından vazgeçilmiş sayılacak.

Av. Aytekin Tetik

Arsa Payı Düzeltim Davalarında Dikkat Edilmesi Gereken Husular

634 sayılı Kat Mülkiyeti Yasası’nın 5711 Sayılı Yasayla değişik 3.maddesi hükmüne göre; “Kat mülkiyeti ve kat irtifakı, bu mülkiyete konu olan anagayrimenkulün bağımsız bölümlerinden her birinin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleri ile oranlı olarak projesinde tahsis edilen arsa payının ortak mülkiyet esaslarına göre açıkça gösterilmesi suretiyle kurulur. Arsapaylarının bağımsız bölümlerin payları ile oranlı olarak tahsis edilmediği hallerde,her kat maliki veya kat irtifakı sahibi, arsa paylarının yeniden düzenlenmesi içinmahkemeye başvurabilir.”

Yasa gereğince; arsa payı düzenlemesinin yeniden yapılabilmesinin ilk şartı, arsa paylarının bağımsız bölümlerin değerleriyle oransız olarak belirlenmiş olmasıdır. Bu hususa dayalı istemlerde mahkeme tüm kanıtları değerlendirerek bağımsız bölümün değeri ile bölüme özgülenen arsa payını karşılaştırıp denklik sağlanmalıdır. Söz konusu işlem yapılırken de bağımsız bölümlerin cinsi, bulunduğu kat, alanı, ısınma sistemi, aydınlanması, mimari kullanımı ve konumu, cephesi ve manzarası, kullanma amacı (konut, işyeri vs.) eklentileri, güneşten yararlanma, rüzgar ve diğer dış etkenlerden etkilenme olayı gibi hususlar değerlendirme için esas alınır. Değerlendirmeye esas alınacak tarihten sonraki imar durumu ile cins ve manzara değişiklikleri, bakım ve onarım çalışmaları nedenleriyle meydana gelen değer artış ve eksilmeleri dikkate alınmaz. Öte yandan, kat irtifakı veya kat mülkiyetinin kurulması sırasında arsa payları bizzat kendileri tarafından düzenlenmiş olan kat maliki veya maliklerinin sonradan arsa paylarının düzeltilmesini istemekte iyi niyetli olup olmadıklarının ve ayrıca arsa paylarının düzeltilmesini isteyen kat malikinin bu isteminde korunmaya değer bir hukuki yararının bulunup bulunmadığının mahkemece dikkatle değerlendirilmesi gerekir. 

Kısaca ; 

1-Ana taşınmazda kat mülkiyetinin kuruluşundan önce kat irtifakının kurulu olup olmadığı, kurulu ise kat irtifakının kim veya kimler tarafından kurulduğu tapu sicil müdürlüğünden sorulup, buna ilişkin akit tablosu ve ilgili diğer belgeler dosyaya getirilerek davacıların iyi niyetli olup olmadıklarının ve davayı açmakta korunmaya değer hukuki yararlarının bulunup bulunmadığının incelenmiş olması, 

2- Ana taşınmazda kat mülkiyetinin kuruluşundan önce kat irtifakının kurulu olduğunun tespiti halinde, kat irtifakının hangi tarihte kurulduğunun tapu sicil müdürlüğünden ayrıca ve açıkça sorulup değerlendirmenin bu tarih esas alınarak yapılması gerektiğinin düşünülmüş olması,

3-Bağımsız bölümler, kat irtifakının kurulduğu tarihteki değerlerinin tespiti açısından tek tek ve yukarıda açıklanan unsurları esas alınarak incelenmek, bu incelemenin sonucuna göre olması gereken arsa payları belirlenmek ve bu belirlemeye göre tapu sicilinde kayıtlı arsa paylarında düzeltilmesi gereken bir yanlışlık olup olmadığı saptanmış olması gerekmektedir. 

 

AV. AYTEKİN TETİK

AİLE KONUTU ÜZERİNDEKİ İPOTEKTE EŞİN RIZASININ OLMAMASI / İPOTEĞİN İPTALİ

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
ESAS NO. 2013/2-2056
KARAR NO. 2015/1201
KARAR TARİHİ. 15.4.2015

Eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez ve aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Aile konutu şerhi konulmuş olmasa da eşlerin birlikte yaşadıkları aile konutu üzerindeki fiil ehliyetleri sınırlandırılmıştır. Bu haktan önceden feragat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak “belirli olan” bir işlem için verilebilir. Eşin izni için bir geçerlilik şekli öngörülmemiştir. Sözkonusu izin bir şekle tabi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir.

Somut olayda, davalı eş dava konusu aile konutu üzerinde diğer davalı banka lehine ipotek tesis etmiş, bu işlem sırasında davalı banka tarafından davacı eşin açık rızası alınmamıştır. İpotek işleminin, davacı ve davalı eş ile aynı çatı altında oturan müşterek çocukların kullandığı krediye teminat teşkil etmek üzere kurulmuş bulunmasının da önemi bulunmamaktadır. Yapılan işlemin geçerli olduğunu kabul etmek imkansızdır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; ipotek işleminin kurulmasına neden olan, davacı ve davalı eş ile aynı çatı altında oturan müşterek çocukların kullandığı krediden ve dolayısıyla da ipotek işleminden davacı eşin haberdar olmadığını kabul etmenin hayatın olağan akışına aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. İpoteğin kaldırılması isteminin kabulüne karar verilmesi gerekir.

AV. AYTEKİN TETİK

KİRACIDAN AİDAT BORÇLARI EV SAHİBİNCE ÖDENMEDEN DİREK İSTENEMEZ

T.C.
YARGITAY
6. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO. 2009/10087
KARAR NO. 2010/429
KARAR TARİHİ. 25.1.2010TEMERRÜT NEDENİYLE TAHLİYE VE KİRA ALACAĞININ TAHSİLİ , AİDATIN ÖDENMEMESİ, APARTMAN AİDATI

Temerrüt Nedeniyle Tahliye ve Kira Alacağının Tahsili . Aidatın Ödenmediği Davacının da Kabulünde Olduğu. Mahkemece Kira Paraları Toplamının Davalıdan Tahsiline ve Aidat Bedeline İlişkin Talebin Reddi Gerektiği

818/m.260

ÖZET : Dava, temerrüt sebebiyle tahliye ve kira alacağının tahsiline ilişkindir. Sözleşmenin özel şartlarında” kiralanan taşınmazın elektrik, su giderleri, çevre-temizlik vergisi ile taşınmazın ortak giderlerini ( kapıcı, kalorifer yakıt parası, asansör bakımı-onarım ve temizlik ile yönetici giderlerini ) kiracı ödemeyi kabul ve taahhüt eder” hükmüne yer verilmiştir. Bu hükme göre apartman aidatının kiracı tarafından ödenmesi gerekir. Kiracının ödemesi gereken aidat borcunu kiralayan kendisi ödemek koşuluyla kiracıdan isteyebilir. Kiralayan, aidat borcunu yönetime ödemeden kiracıdan isteyemez. Aidatın ödenmediği davacının da kabulündedir. Bu durumdamahkemece kira paraları toplamının davalıdan tahsiline, aidat bedeline ilişkin talebin reddine karar verilmesi gerekir.

DAVA : Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarda tarih ve numarası yazılı tahliye-alacak davasına dair karar davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Dava, temerrüt sebebiyle tahliye ve kira alacağının tahsiline ilişkindir. Mahkemece kiralananın tahliyesine ve kira alacağının tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dosya kapsamına, toplanan delilere, hükümün dayandığı gerekçelere, davacı ve davalının beyanlarına Ekim ayı kira parasının ödendiğine dair yazılı belge ibraz edilmediğine göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde değildir.

2-)Davalı vekilinin alacağa ilişkin temyiz itirazlarına gelince:

Davalının 7.4.2008 başlangıç tarihli sözleşme ile aylık 525.00 TL bedelle kiracı olduğunu, davalının kira paralarını başta düzenli olarak ödediği halde, ihtara rağmen, davaya konu ay kira parası ile aidatları ödemediğini bu sebeple temerrüt sebebiyle kiralananın tahliyesi ve ödenmeyen 2008 yılı Kasım-Aralık ve 2009 yılı Ocak aylar ına ilişkin aylık 525.00 TL den toplam 1.575.00 TL kira bedeli ve 635.00 TL apartman aidatı ile birlikte toplam 2.210.TL’nin tahsilini istemiştir. Davalı vekili ise müvekkilinin davacıya aidat borcu bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla aidat borcu olsa bile apartman yönetimince tahsil edilmesi gerektiğini, kira paralarının elden ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

Davaya dayanak yapılan ve hükme esas alınan 7.4.2008 tanzim ve 15.5.2008 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmenin özel şartlar 4. maddesinde” kiralanan taşınmazın elektrik, su giderleri, çevre-temizlik vergisi ile taşınmazın ortak giderlerini ( kapıcı, kalorifer yakıt parası, asansör bakımı-onarım ve temizlik ile yönetici giderlerini ) kiracı ödemeyi kabul ve taahhüt eder” hükmüne yer verilmiştir. Bu hükme göre apartman aidatının kiracı tarafından ödenmesi gerekir. Kiracının ödemesi gereken aidat borcunu kiralayan kendisi ödemek koşuluyla kiracıdan isteyebilir. Kiralayan, aidat borcunu yönetime ödemeden kiracıdan isteyemez.Dosya içindeki Ergenokon Sitesi yöneticiliğinin 21.1.2009 tarihli yazısından kiracının Eylül-Aralık arası aylık 40.00 TL’den toplam 595.00 TL aidat borcu olduğu ve ödenmediği anlaşılmaktadır. Aidatın ödenmediği davacının da kabulündedir. Bu durumda mahkemece 2008 Kasım-Aralık ve 2009 Ocak aylar kira paraları toplamı 1.575.00 TL nin davalıdan tahsiline, aidat bedeline ilişkin talebin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığından hükümün bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Hükmün yukarda bir numaralı bentte yazılı sebeple tahliyeye ilişkin kısmının ONANMASINA, 2 numaralı bentte yazılı sebeple alacağa yönelik hüküm kısmının BOZULMASINA, onanan kısım için aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenden alınmasına, 25.1.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

AV. AYTEKİN TETİK

ELEKTRONİK TEBLİGAT

ELEKTRONİK TEBLİGAT BİLGİLENDİRME KILAVUZU

E-TEBLİGAT ARTIK UYAPTA

 

UYAP uygulamalarında elektronik tebligat alt yapısı tamamlanarak 29.06.2015 tarihi itibariyle tüm Türkiye’de hizmete başlamıştır.

ELEKTRONİK TEBLİGAT NEDİR?

Tebligat Kanunu 7/a maddesi ve elektronik tebligat yönetmeliğine göre tebligat çıkarmaya yetkili merciler tarafından tebligata elverişli bir elektronik adres vererek bu adrese tebligat yapılmasını isteyen kişiye, elektronik yolla gönderilen bildirimdir. Fiziki ortamda yapılan tebligatla aynı sonuçları doğurmaktadır.

 ELEKTRONİK TEBLİGATTAN KİMLER YARARLANABİLİR?

                Elektronik tebligat adresi alan tüm gerçek ve tüzel kişiler yararlanabilir.

 ELEKTRONİK TEBLİGAT ADRESİ NASIL ALINIR?

                Elektronik tebligat adresi, aşağıdaki kayıtlı elektronik posta hizmeti sağlayıcılarından temin edilebilir.

  • Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü  (PTT)
  • TNB Kayıtlı Elektronik Posta Hizmet Sağlayıcılığı ve Ticaret A.Ş. (TNB KEPHS)
  • TÜRKKEP Kayıtlı Elektronik Posta Hizmet Sağlayıcılığı ve Ticaret A.Ş. (TÜRKKEP)
  • Intertech Bilgi İşlem Ve Pazarlama Ticaret Anonim Şirketi (INTERKEP)
  • Efinans Elektronik Ticaret Ve Bilişim Hizmetleri Anonim Şirketi

ELEKTRONİK TEBLİGATIN FAYDALARI NELERDİR?

  1. Fiziki ortamda haftalar süren tebligat işlemi, elektronik ortamda saniyeler içinde tamamlanmaktadır. Tebligat elektronik ortamda okunmadığı takdirde beşinci gün sonunda okunmuş sayılmaktadır.
  2. Fiziki ortamda tebligat ücreti 9,00-TL iken elektronik ortamda 4,50-TL olarak belirlenmiştir.
  3. Elektronik ortamda tebligat yapıldığı takdirde hiçbir çıktı alınmayacağı için doğanın korunmasına fayda sağlanmış olacaktır.
  4. Elektronik ortamda yapılan gönderilerin ne zaman yapıldığı, göndericinin ve alıcının kim olduğu, gönderilen iletinin ve eklerinin ne olduğu aşamaları veri tabanında tutulmaktadır. Bu sayede gönderici taraf iletinin kendisi tarafından gönderilmediğini, alıcı taraf da kendisine ulaşmadığını ve iletim zamanını inkâr edememektedir.

ELEKTRONİK TEBLİGATI UYAP UYGULAMALARINDA NASIL KULLANIRIM?

Geçerli elektronik tebligat adresinizin yazışma adresi olarak kullanılması için

  • Avukatlar yönünden                  : E imza ile avukat portal sistemlerinden UYAP’a girilerek gerekli ayarlamaların yapılması,
  • Diğer kullanıcılar yönünden        : Dosyanızın bulunduğu yargı veya yardımcı birimlerine dilekçe ile başvuru yapılması gerekmektedir.

ELEKTRONİK TEBLİGAT ZORUNLU MUDUR?

Elektronik tebligat, Tebligat Kanunu ve Elektronik Tebligat Yönetmeliği gereğince; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler için zorunludur. Ancak zorunlu bir sebeple elektronik tebligat yapılamaması halinde müteakip tebligatların elektronik ortamda yapılacağı belirtilerek diğer usullerle tebligat yapılabilir.
Gerçek kişiler ve diğer Tüzel kişiler için ise isteğe bağlıdır.

AV. AYTEKİN TETİK

Kira Hukuku Hakkında Bazı Bilgiler

1) Kira sözleşmesinden kaynaklanan davalarda dikkat edilecek ilk husus, kural olarak kira sözleşmesinin varlığını ve kira sözleşmesinin şartlarını davacı kiralayan tarafından HMK 200.Maddesi de göz önünde bulundurularak kanıtlanması gerekmektedir.

2)Kira sözleşmesinden kaynaklanan davalarda davalı kiracının duruşmalara katılmaması durumunda HMK 171.Maddesi gereğince isticvap davetiyesi gönderilmek suretiyle kira ilişkisi netleştirilmelidir.

3)Kira sözleşmesi şahsi nitelikli ve iki taraf arasında borç doğuran sözleşme olduğundan kiralayanın malik olması gerekmez.

4)Kira sözleşmesinden kaynaklanan taşınır ve taşınmazlar hakkındaki davalarda görevli mahkeme HMK 4.Maddesi gereğince Sulh Hukuk Mahkemeleridir.

5)Kiralayanın ölümü halinde kira hakkı kiralayanın mirasçılarına geçer. Kiralayanın birden fazla mirasçısı var ise, aralarında mecburi dava arkadaşlığı bulunduğundan tahliye davasının birlikte açmaları gerekir. Aynı şekilde süre koruyucu ihtar gönderilmesi durumunda ihtarın tüm kiralayanlar tarafından gönderilmesi gerekir. Bu konudaki eksiklik yargılama aşamasında giderilemez.

6)Kiralayan olmayan malik ihtiyaç ve esaslı imar nedenine dayalı olarak doğrudan tahliye davası açabilir. Ancak temerrüt ve iki haklı ihtar nedenine dayalı olarak tahliye davası açabilmesi için önceden kira bedelinin kendisine ödenmesi için ihtar çekmiş olması gerekir.

7)Kiralananda önceden pay sahibi olan kimse daha sonra taşınmazdan başka bir pay satın alması halinde yeni malik sayılamayacağından TBK 351.maddesinden (6570 sk 7/d) yararlanamaz.

8)Kiracılar birden fazla ise birisi tarafından verilen tahliye taahhüdü geçerli değildir. Zira aralarında mecburi dava arkadaşlığı vardır.

9)Kira bedeliyle birlikte yan giderler de (su, elektrik, aidat, yakıt vs.) temerrüde esas olacaktır.

10)Kira bedellerinin PTT havalesiyle ödenmesi durumunda mutlaka konutta teslim yönteminin uygulanması gerekir.

11)Birden fazla sebebe dayalı açılan tahliye davalarında hüküm kısmında her bir neden için ayrı ayrı karar verilmesi gerekir.

12)TBK 346. maddesi (kiracı aleyhine düzenleme yasağı) gereğince; kiracıya kira bedeli ve yan giderler dışında ödeme ve başka yükümlülükler getirilemeyeceği, özellikle kira bedelinin zamanında ödenmemesi halinde ceza koşulu ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmaların geçersiz olacağına dair hükümlerin, kamu düzenine ilişkin olduğu için sözleşmenin yapıldığı tarihe bakılmaksızın derhal uygulanması gerekir.

13)İhtiyaca dayalı tahliye davalarında ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olduğunun davacı tarafından kanıtlanması gerekir.

14)TBK 316. maddesi gereğince akde aykırılık nedeniyle açılan tahliye davalarında kiracının özenle kullanma ve komşulara saygı gösterme yükümlülüğüne aykırı davranması durumunda kiraya veren konut ve çatılı işyeri kirasında en az 30 gün süre vererek aykırılığın giderilmesi, aksi takdirde sözleşmeyi feshedeceği konusunda yazılı ihtarda bulunması gerekir. Diğer kira ilişkilerinde bir başka deyişle konut ve çatılı işyeri olmayan kiralarda ve açıktan fena kullanım durumunda ise tüm kira ilişkilerinde kiraya verenin kiracıya önceden yazılı bir ihtar göndermesine gerek yoktur.

15)Kiracıya ihtarname ile verilecek süre konut ve çatılı işyeri kiralarında tebliğ tarihten itibaren en az 30 gündür.

16)İhtarname noter vasıtası ile gönderilebileceği gibi, telgraf ve taahhütlü mektup olarak gönderilebilir. Ancak telgraf ve taahhütlü mektupta muhatabın bizzat kendisine tebliğ edilmelidir.

17)Kiralayan ihtar yerine icra dairesine başvurarak tahliye istekli süreli (30 gün) ödeme emri gönderme yoluna gidebilir. Bu durum da ihtar olarak kabul edilmelidir.

18)Tahliye taahhütnamesinde tarih mutlaka belirtilmelidir. Tarih kira sözleşmesinden sonraki bir tarih olmalıdır. Tahliye taahhüdünün boş olarak verildiği, kiralayan tarafından sonradan doldurulduğu iddiası dinlenilmez.

19) Kiralayan iş yerinin tahliyesi için kendi işyeri kirada olsa bile tahliye isteyemez. Ancak tahliye istenen yerin kendisinin kullandığı yerden daha üstün özellikli olması durumunda tahliye istenilebilir.

20)Kira sözleşmesi ister beş yıllık yapılsın ister daha az süreli yapılsın ilk beş yıldan sonra kira artışı hak ve nefaset yönünden incelenir ve devamında yine her beş yıldan sonra yine hak ve nefaset yönünden incelenir.

kentsel dönüşüm avukatı

Eser Sözleşmeleri ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri

Eser Sözleşmeleri ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri

 Eser sözleşmesi “yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir” (BK m.470). Kat karşılığı inşaat sözleşmesi bina yapımına ilişkin eser sözleşmesi ile bağımsız bölümün devrine ilişkin gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinden oluşan karma bir sözleşmedir.

I- GÖREVLİ MAHKEME

Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde, tarafların sıfatı ve uyuşmazlığın niteliği gözetilerek asliye ticaret, asliye hukuk ve tüketici mahkemelerinin görevli mahkeme olması mümkündür. Asliye ticaret mahkemeleri ile asliye hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6335 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sonrası görev ilişkisi hâline getirilmiştir. Türk Ticaret 2 Yasası’nın 4 ve 5. maddeleri gereğince ticaret mahkemelerinin görevi alanı; her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili hukuk davaları, Ticaret Kanun’dan kaynaklanan davalar ile TTK’nın 4.maddesinde sayılan davalar ve özel yasalarında ticaret mahkemesinin görevli kılındığı davalar olarak tespit edilmiş olup; buna göre, sözleşme her iki tarafın tacir olması ve sözleşmenin her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması durumunda ticaret mahkemesinin görevli olacağı, Arsa sahiplerinin gerçek kişi olması ve her iki tarafın tacir olmadığı yahut bir tarafın tacir olduğu sözleşmeden kaynaklanan davalarda, asliye hukuk mahkemesinin görevli kabul edilmesi gerektiği, Yükleniciden temlik alan kişilerin ise, 4077 sayılı Yasa’nın 4/c kapsamında konut amaçlı taşınmaz edinen kişi sıfatıyla tüketici sayılması nedeniyle uyuşmalıkta tüketici mahkemelerinin görevli olacağı; birden fazla daire satın alınmış olması durumunda, salt satın alınan daire sayısının ticari amacı göstermeyeceği ve bu hususun, somut olayın özellikleri de dikkate alınarak yargılama sırasında belirlenmesi icap ettiği değerlendirilmesi gerekmektedir.

II- SÖZLEŞMENİN ŞEKLİ

Kat karşılığı inşaat sözleşmesi, tapuya kayıtlı gayrimenkulün satış vaadini de içerdiğinden noter tarafından düzenleme biçiminde veya tapu müdürlüğü tarafından yapılmalıdır (TMK m706, BK m.237, Not. K. m.60, Tap Yasası m.26). Kural olarak belirtilen şekilde yapılmayan sözleşmeler geçersizdir. Geçersizlik hâkim tarafından kendiliğinden gözetilir. Resmî şekilde yapılmamış olmakla birlikte, arsa sahibi tarafından tapuda devir yapılması durumunda şekil şartına ilişkin eksikliğin giderildiği kabul edilmektedir. Ayrıca, eserin büyük ölçüde veya tamamına yakın ( % 90 üzeri ) bitirilmiş ve iş sahibi tarafından kabule icbar edilebilecek düzeye getirilmiş ise şekle aykırılığın ileri sürülmesi TMK m.2/II gereğince hakkın kötüye kullanılması sayılacaktır. Sözleşmenin eser sözleşmesine ilişkin bölümünün adi yazılı olarak, gayrimenkül satış vaadine ilişkin kısmının noter tarafından düzenleme biçiminde yapılmış olması hâlinde sözleşme geçerlidir. Sözleşmenin esaslı noktalarına ilişkin değişikliklerin de şekil koşuluna uyularak yapılması gerekir. Paylı mülkiyete konu taşınmazlarda hissedarların tamamının sözleşmede yer almalıdır (TMK m 692). Hissedarların yüklenici ile ayrı ayrı sözleşme yapması da mümkündür.

III-) SÖZLEŞMENİN FESHİ

Eser sözleşmesi ani edimlidir. Bu nedenle sözleşme “dönme” ile geriye etkili olarak sona erer. Dönme, bozucu yenilik doğuran bir hak olduğundan tek taraflı bir irade beyanı ile kullanılır ve muhataba ulaşmakla hukukî sonuç doğurur. Geriye etkili fesihte taraflar arasındaki hukukî ilişki, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre tasfiye edilir. Taraflar, sözleşmeden önceki durumlarına dönerler. Kat karşılığı inşaat sözleşmeleri ise mülkiyeti nakil borcu doğuran sözleşmeler olduğundan tek taraflı olarak feshedilemezler. Sözleşme ya tarafların fesih konusunda anlaşmasıyla yani rızaen ya da mahkeme kararıyla feshedilebilir. Kazaî feshin, ileriye yahut geriye etkili olması mümkündür. İnşaat, %90 ve üzeri seviyede ise feshin ileriye etkili olacağı, ancak somut olayın özelliklerine göre daha az yahut üst bir oranında belirlenebileceği düşünülebilir. İleriye etkili fesihte tasfiye, sözleşme hükümleri uygulanarak, inşaatın seviyesi itibari ile hak kazandığı bağımsız bölüm tapuları yükleniciye verilmek suretiyle yapılır. Fesih, ancak geçerli sözleşmelerde mümkündür. Sözleşmenin şekle, kanuna, ahlâka ve adaba aykırılık vb. nedenlerle geçersiz olması hâlinde sadece geçersiz olduğunun tespitine karar verilebilir.

IV-) DAVA TÜRLERİ

Kat karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda arsa sahibi tarafından sözleşmenin aynen ifası, nama ifa, eksik ve kusurlu işler bedeli, gecikme tazminatı- cezaî şart, uyarlama, tapu iptali ve tescil davası; yüklenici tarafından, imalat bedeli, sözleşme dışı işler bedeli, tapu iptali ve tescil, uyarlama ve kâr kaybı talepli davalar; yükleniciden temlik alan üçüncü kişinin ise, tapu iptali ve tescil ile tazminat talepli davaları açabilirler.

A-) TAPU İPTALİ ve TESCİL DAVALARI Arsa sahibi, tapu iptali ve tescil talepli davayı ifaya bağlı olarak açabileceği gibi sözleşmenin feshine bağlı olarak da açabilir. Arsa sahibi, arsa mülkiyetini yükleniciye devretmiş, yüklenici şartlar gerçekleştiği hâlde kat irtifakı kurulduktan sonra arsa sahibine düşen bağımsız bölümleri devretmemiş ise, yüklenici adına kayıtlı bağımsız bölümlerin iptali talep edilebilir. Sözleşmenin geriye etkili feshî hâlinde inşaatın finansmanı amacıyla arsa sahibinin avans olarak yükleniciye, yüklenicinin de üçüncü kişilere devrettiği tapuların iadesi gerekir. Fesih ileriye etkili ise, sözleşme hükümlerine göre yüklenicinin inşaat seviyesi itibari ile hak kazandığı bağımsız bölümler belirlenerek fazladan devredilmiş olan bölümlerin iptaline karar verilir. Yüklenicinin sözleşme uyarınca bağımsız bölüme hak kazanıp kazanmayacağı sözleşme koşullarına göre belirleneceğinden; yüklenici tarafından açılacak tapu iptali ve tescil davaları niteliği itibariyle sözleşmenin ifasına bağlı davalardan olup, sözleşme yürürlükte ise ve henüz feshedilmemişse açılabilecektir. Anılan sözleşmeler uyarınca, yükleniciye bağımsız bölüm verileceğinin kararlaştırılması durumunda, bağımsız bölümlerin kat irtifakı kurulması sonucu oluşması nedeniyle öncelikle tapu kaydında kat irtifakının kurulup kurulmadığının saptanması gerekecektir. Kat irtifakının kurulmamış olması durumunda, bu yönde yükleniciye verilecek mehil ve yetki sonucunda kat irtifakının kurulması sağlanmalı; bilahare, tapu kaydı ve sözleşme hükümleri gereğince taraflara ait bağımsız bölümler belirlenerek hak edilen bu bölümlere ilişkin tapu iptali ve tescile yönelik hüküm kurulmalıdır. Yükleniciden temlik alan üçüncü kişilerin açacakları tapu iptali ve tescil talepli davalarda; davalı olarak, yüklenici ile arsa sahibinin zorunlu dava arkadaşı olduğu, temlik sözleşmesinin TBK m.183 gereğince yazılı şekilde yapılması gerektiği, aynı bağımsız bölümün yüklenici tarafından birden çok kişiye temlik edilmesi hâlinde önceki tarihli olana değer verileceği, davanın kabulü için yüklenicinin sözleşme hükümleri ve inşaat seviyesi itibariyle bağımsız bölüme hak kazanmış olması gerekmektedir.

B-) NAMA İFA DAVASI Yapma borcu, borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini isteyebilir (BK m 113). Nama ifaya izin davasında, yüklenici tarafından eksik bırakılan işlerin yüklenicinin nam ve hesabına yaptırılmasına izin verilmesi amaçlanır. Bu davayı arsa sahibi, sözleşme hükümleri uyarınca hem kendisine isabet eden bağımsız bölümlerdeki ve hem de ortak alanlardaki eksik işler için açabilir. Yalnız, yükleniciye ait bağımsız bölümlerdeki eksik işler için arsa sahibinin açacağı davada hukukî menfaat yokluğu nedeni ile redde mahkûmdur. Keza yükleniciden daire satın alan üçüncü kişilerin de, sözleşme tarafı olmamaları nedeni ile mezkûr davaları açmaları uygun değildir. Lâkin yükleniciden bağımsız bölüm satın alan üçüncü kişilerin temliknamede sözleşmeden doğan hakları da devir almaları durumunda, satın aldıkları daire ile ortak yerdeki eksik işler için nama ifaya izin davası açmaları mümkündür. Açılacak bu davalarda, ifaya izin verilen işlerin neler olduğu, metrajları ve yaklaşık maliyet bedellerinin bilirkişi raporuyla saptanarak açık şekilde hüküm fıkrasına alınması gerekecektir.

C-) GECİKME TAZMİNATI – CEZAÎ ŞART Gecikme tazminatı sözleşmede kararlaştırılmamış olsa bile arsa sahibi tarafından zararın kanıtlanması koşuluyla her zaman istenebilir. Sözleşmede kararlaştırılmışsa, ayrıca zararın kanıtlanması gerekmez. Arsa sahibinin teslim sırasında ihtirazi kayıt ileri sürmemiş olması engel değildir. Gecikme tazminatı miktarı taraflarca sözleşmede kararlaştırılmamış ise bilirkişi marifeti ile kira bedeli gözetilerek belirlenir. Tazminatın istenebilmesi, sözleşmenin geçerli ve yürürlükte olmasına bağlıdır. Gecikme tazminatı, yüklenicinin temerrüde düştüğü tarihten yani sözleşmede kararlaştırılan teslim tarihinden itibaren hesaplanılır. Tazminatın hangi tarihe kadar hesaplanacağı ise ihtimallere göre farklılık gösterir: 1-Eserin gecikmeli olarak (eksiksiz ve ayıpsız) teslim edildiği tarihe kadar, 2-Arsa sahibinin bağımsız bölümü teslimden önce devretmesi hâlinde devir tarihine kadar, 3-Dava tarihine kadar bina teslim edilmemiş ise dava tarihine kadar, 4-Eksik teslim edilmiş ise gecikmeli teslim tarihine, eksikliğin giderilmesi için yeterli uygun sürenin eklenmesi ile bulunacak tarihe kadar, 5-Teslimden önce arsa sahibi bağımsız bölümü fiilen kullanmaya başlamış veyahut kiraya vermiş ise bu tarihlere kadar, hesaplanmalıdır. Cezaî şart ise, yüklenicinin binayı eksiksiz ve ayıpsız olarak zamanında teslim etmemesi hâlinde ödemeyi taahhüt ettiği tazminattır. Bu itibarla cezaî şart, sözleşmede kararlaştırılmış olması hâlinde talep edilebilir. Fer’i nitelikte olduğundan teslim sırasında ihtirazî kayıt ileri sürülmemiş ise talep edilemez. Asıl sözleşmenin geçersiz olması ve sözleşmenin geriye etkili feshi hâllerinde de cezaî şart istenemez. Ancak aksi kararlaştırılabilir. Gecikme tazminatı ve cezaî şartın birlikte istenebilmesi sözleşmede kararlaştırılmış olmasına bağlıdır. Aksi hâlde, ancak cezaî şart ve cezaî şartı aşan gecikme tazminatı istenebilir.

D-) AYIPLI ve EKSİK İŞLER BEDELİ DAVASI Teslim edilecek eserin, fen ve sanat kurallarına uygun olması, iş sahibinin beklentilerini karşılaması gerekir. Aksi hâlde, eser ayıplıdır ve yüklenicinin ayıba karşı tekeffül sorumluluğu ortaya çıkacaktır. Eserin iş sahibine teslimi sırasında kolayca görülebilecek ayıplar, açık ayıplardır. İş sahibi, eserin tesliminden sonra işlerin olağan akışına göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa bunu uygun bir süre içerisinde yükleniciye bildirmek zorundadır (BK m. 474). Aksi hâlde, eseri kabul etmiş sayılır. Eserin tesliminden sonra ve genellikle kullanımı sonucu zamanla, kendini gösteren ve eserde sözleşme ve dürüstlük kurallarına göre olması gereken vasıfla, fiilen mevcut olan arasındaki iş sahibi aleyhine meydana gelen farklılıklar, gizli ayıplardır. Eserin açıkca veya örtülü olarak kabulünden sonra yüklenici her türlü sorumluluktan kurtulur; ancak, onun tarafından kasten gizlenen ve usulüne göre gözden geçirme sırasında fark edilemeyecek olan ayıplar için sorumluluğu devam eder (BK m. 477). BK m. 475 gereğince: eserdeki ayıp sebebi ile yüklenicinin sorumlu olduğu hâllerde iş sahibi, 1- Eser, iş sahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme, 2- Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme, 3- Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz onarılmasını talep etme, Seçimlik haklarını haizdir. Yüksek Yargıtay’ca, eksik işlerin ayıplı iş sayılmaması ve sözleşmenin gereği gibi ifa edilmemesinden kaynaklanan eksik iş niteliğinde olduğu, bu itibarla gözden geçirme ve bildirim yükü olmaksızın zamanaşımı süresi içerisinde her zaman talep edilebileceği vurgulandı. Yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmiş ise, bu sebeple açılacak davalar teslim tarihinden başlayarak taşınmaz yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda ise beş 8 yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrar (BK m. 478).

kentsel dönüşüm avukatı

TİCARİ ALIM SATIMDAN KAYNAKLANAN UYUŞMAZLIKLAR

Ticari Satıma Dair Faturalar

Tacirler arası satım veyahut hizmet sonrasında düzenlenen faturaların TTK’nun 21. Maddesi
uyarınca malı veyahut hizmeti satın alan kişinin 8 gün içerisinde itiraz etmemesi halinde
içeriğini kabul etmiş sayılacağı yönündeki yeni TTK’nun 21/3.Maddesi eski TTK’nun
23/3.Maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde;

Yasada olmadığı halde uygulamada fatura,

aa) Kapalı fatura; Faturanın alt kısmına yakın veya ortasında tanzim edenin unvan veya
isminin yanında kaşe ve imza atmak suretiyle tanzim edilirse, işbu fatura, Yargıtay
uygulamasına göre, verilen hizmet veya malın bedelinin ödendiğine karine teşkil eder. Bunun
aksini iddia eden, yasal delillerle iddiasını ispat etmekle mükelleftir.

bb) Açık fatura; Fatura tanzim edenin, isim ve adresinin bulunduğu fatura başlığına kaşe ve
imza atmak suretiyle tanzim edilirse, Yargıtay uygulamasına göre, işbu fatura, verilen hizmet
veya malın bedelinin ödenmediğine karine teşkil eder. Buna uygulamada açık fatura denir.
Fatura tek başına bir alacağın doğumuna esas teşkil edecek malın teslimi veya hizmetin
verildiğini göstermeyeceği için, malın teslimi ve hizmetin verildiği alacaklı tarafından
ispatlanmalıdır.

cc) İade Faturası; Bir faturanın borçlusu tarafından, kendi ticari defter ve kayıtlarına hataen
alındı veya satıma konu malın ayıplı olduğu gerekçesiyle, borçlu tarafından kendi ticari defter
ve kayıtlarına yapılan kaydın, ters işlemli yani malın iade edildiği veya hataen alındığı
belirtilerek, alacaklının kestiği fatura kadar veya değer düşüklüğü belirtilmek suretiyle,
kendisinin belirlediği bedel belirtilerek alacaklı aleyhine tanzim ettiği faturadır. Malın ayıplı
olduğunun veya iade edildiğinin, iade faturasının düzenleyen borçlunun ispat etmesi gerekir.
Ancak, malın ayıplı olduğuna dair iddiaların dinlenebilmesi için, TTK’nun 23/1-c maddesi
gereğince, 2 ve 8 günlük süreler içerisinde satıcıya ihbar edilmesi gerekir. İşbu iddia, (ihbar
mükellefiyeti) usulüne uygun olarak tanık ve diğer deliller ile borçlu tarafından ispat
edilmedikçe, mahkeme, ayıp iddiasını ayrıca inceleme yapılmaksızın itibar edemez.